3 Şubat 2010 Çarşamba

KANAT GÜNER


Kanat Güner 28 yaşındaydı.. yazdıklarını hayatıyla kanıtladı. Kısacık ömrüne sığdırdığı yalın ve gerçek yazınına kendisini işledi.. Motifi, kurgusu, ola örgüsü , kendisi olan bir ekolün en gerçekçi ve yürek burkan günlüklerini tuttu Kanat Güner.. ‘‘Yanımda kal, beni bırakma. Elimi tut. Öyle tut ki bütün korkularım bitsin’’ diye sesleneceği kimsesi yoktu. Gençlere örnek olmak için eroinin, yani kendi hayatının kitabını yazdı. Eroinden kurtulmak için verdiği amansız mücadeleyi ve kaçınılmaz sonu anlattı kitabında. ‘‘Bir tuvalet köşesinde öleceğim’’ demişti. Gerçekten de öyle öldü...


"ada 4-4910" ve ''eroin Güncesi'' ile altkültür yazınında öncü olup, o dönemlerde hepimizin kıyısından köşesinden teğet geçtiği gerçekleri dibine kadar yaşayıp, sahneye gireceği zamanı seçemeyen ama çıkacağı zamanı seçebilen ve ''Perde!'' restiyle hayat tragedyasını kapatan , Cerrahpaşa Tıp'ın uçarı meleği Kanat ...Anmak lazım seni böyle ara sıra değil sıklıkla hasratle anmak.. Kısacık ömrüne sığdırdığın iki büyük kitabı unutmadan anmak. Yalansız, Maskesiz, salt insan olabilmenin erdemiyle kendini sorgulatmadan ve başkalarını sorgulamadan yaşadığın hayatı anmak.. kelebekler vadisin'de sıcak şarap satılıyor artık, ansızın sen gezginlerin karşısına çıkmıyorsun diye köpek öldürenler çoktandır kaldırıldı tedavülden.. ama şişe bira içip kapağını yırtanlar keşke ölümü seçmeseydin diyerek arkandan boğuşmaya devam ediyorlar hayatla.. Tek bir şey eksikti taa en başından beri demiştin ve öküz dergisinde şu yazıyı kaleme almıştın bir dönem hatırlatalım:'' otoriteden, faşistlerden, polisten , zabıtadan korkmayız; sadece ve sadece kendi beyin hücrelerimizden korkarız. gri hücrelerimizi zaptetmek, sakinleştirmek için uğraşırız. havalandırmalı yerleri sevmeyiz. üç öğün yemek yemeyiz. 40 cc su yeter bize, çok sık yıkanmayız, ama kokmayız da. kedi köpek besler , onlara da kafa yaptırırız. dans ederken birbirimizi ezeriz. güzel söveriz , terminolojimiz geniştir. sigara dumanını içimize kadar çekeriz. aklımız bel altına kaymayacak kadar yukarda takılır. acı eşiğimiz yüksektir. şişe bira içer, etiketini yırtarız. meslek odamız, sendikamız, grev hakkımız yoktur. tırnaklarımız ve saçlarımız uzun ve kirlidir. yazın bile uzun kollu giyeriz. nöbetci eczaneleri muhakkak biliriz. cocukları, delileri, tinercileri, dilencileri, cingeneleri severiz. tekel'e cok şey borçluyuz , ama tekel bize daha çok şey borçlu. wc'ye giren arkadaşımızı bir daha göremeyebiliriz. sevgi denildiğinde kitleniriz. 'size söylüyorum, biz ölmeyiz' diye şarkılar söyleriz. insana ait olan hiçbir şey bize yabancı değil, hele ölüm hiç değil. günaydın, tünaydın, hanfendi, beyfendi, rica etsem gibi kelimeleri yaşamayız. öbür taraf varsa, orda muhteşem konserler olmalı, morrison, hendrix, cobain bizi bekliyor. ayık ya da değil, yaratıcıyız ama cesedimizle bile baş edemeyeceksiniz. vergi ödemez, oy vermez, fiş almayız; çünkü hiçbir torbacı yazar kasa kullanmaz. kısacası milyonlarcası ölmüş gri hücrelerimizle bile sizden çok daha farklıyız...''

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder