18 Şubat 2010 Perşembe

GENÇLER AYAKLANMIŞ


Ergenlik çağı çağrıda bulunuyor..

Adamlar kendilerini daha nasıl ifade etsin..


Ne matematik, ne politika..

Tek sıkıntıları var..

Yazık..

ÇR


Çizgi roman okuyun.. Okutun..

Ama Zagor'un Çiko'ya, Tommiks'in kafayı kırmış Kanyakçı'ya, Swing'in Gamlı Baykuş'a, edebi açıdan da Robinson'un Cuma'ya atlama ihtimalini göz ardı etmeden..


Hele Kızılmaske, Reks'e sarkıyorsa işimiz daha zor..

KARİKATÜR DÜNYASI


( Bence ) Aptalca iktidar hırsı nedeniyle içi boşaltılan Lombak dergisinin ardından dürüst mizah yapan Koala dergisi de kapandı.


Meydan Aydın Doğan'ın ramazan bayramında halka dağıttığı, bir zamanların muhalif dergisi Leman'a kaldı. Gençlere, modernizme kapısı sıkı sıkıya kapalı bu dergiye mahkum olmayalım. Bu insanlar zamanında hepimizi kovdu.


Can Barslan'ı, Behiç Pek'i, Bahadır Boysal'ı, Metin Fidan'ı oradan kurtaralım.


Yıllar önce Metin Demirhan'ı mizaha küstüren insanlara paye vermeyelim.

Ah Metin, güzel uyu!

16 Şubat 2010 Salı

BEAT


1950'li yıllarda ortaya çıkan, üsluplarıyla dünya çapında müzikten sinemaya ve edebiyata bütün sanat dallarını etkileyen Beat kuşağı yazarlarının eserleri arka arkaya Türkiye'de de yayımlanmaya başladı İkinci Dünya Savaşı sonrasında 'Amerikan barışı' olarak adlandırılan dönemde filizlenen ve Beat kuşağı olarak anılan edebiyat akımına ait önemli eserlerden bazıları son zamanlarda Türkçe'ye kazandırılarak ya da yeniden yayımlanarak gündeme geliyor. 40'ların sonu ve 50'ler boyunca yaşadıkları toplumun orta sınıf ve popüler kültür değerlerine saldıran, cins, ırk ve sınıf ayrımcılığına karşı duran, hedonist tavırlarıyla dikkat çekerek, yaşadıklarıyla paralel şeyler yazmaya çalışan Beat'ler kendilerinden sonra gelen kuşakları edebiyattan, resme, sinemadan müziğe kadar etkilemeyi başardı. Türkiye'de yaygın olarak tanınmayan Beat kuşağı edebiyatçılarının en önemlilerinden ve hatta kuşağın isim babası olan Jack Kerouac'ın Yolda'sı geçtiğimiz aylarda Ayrıntı Yayınları'ndan tıpkı basımıyla raflardaki yerini almıştı. Geçen hafta ise yine kuşağın simge isimlerinden William Burroughs'un ünlü Çıplak Şölen romanı kitabın 50. yılı şerefine daha önce yayımlanmamış metinlerle zenginleştirilerek Versus Yayınları'ndan çıktı. Beat'lerin başlangıç noktası kabul edilen ve Jack Kerouac ile William Burroughs'un beraber kaleme aldıkları Ve Hipopotamlar Tanklarında Haşlandılar adlı kitap ise yine geçen hafta Sel Yayınları tarafından yayımlanışından yıllar sonra ilk defa Türkçeye kazandırıldı. Beat'lere ait eserlerin Türkçeye kazandırılması, kuşağın edebiyat açısından önemi ve yeniden keşfedilip keşfedilmediklerinin peşine düşerek eleştirmenler ve akademisyenlere sorduk.
Ömer Türkeş (Eleştirmen): Keşke isyankârlıkları örnek olabilse"ÇIPLAK , tıpkı Jack Kerouac'ın Yolda'sı gibi 50. yılında yeniden 'keşfedildi'. Bir hayat tarzının ya da felsefesinin manifestosu olmuş metinlerin artık o tarzlar tedavülden kalkmışken hatırlanmalarının ne edebiyata ne de gündelik hayata etkisi olacağını sanmıyorum. Olsa olsa Beat kuşağını tanımayanlara geçmiş hakkında bir fikir verecek, belli bir yaşın üstündekilerde ise nostalji havası estirecektir. Tıpkı 68 kutlamaları gibi. Beat'leri ve devamı sayılabilecek 68 isyanını önemsemediğimden değil. Tersine; her iki isyancı kuşak da çok önemlidir. Kişisel kurtuluşu, arınmayı ve aydınlanmayı savunan, eski kafalı buldukları topluma ve onun kurumlarına duydukları yabancılığı sergileyen bohem sanatçı grubu, yani Beat kuşağı, günümüzün sistem karşısında teslim bayrağını çekmiş toplumlarına keşke örnek olabilseler."
Hasan Bülent Kahraman (Akademisyen, yazar): Türkiye onları keşfetmeli"BEAT kuşağını, 1968 hareketiyle birlikte düşünmek gerekir. Edebiyatta deneysellikten doğrudan yaşantıya tanıklık etmeye kadar bir dizi alanda Beat kuşağı yazarları büyük katkılar sağladı. Tıpkı sürrealistler gibi onlar da uyuşturucunun, farklı cinsel tercih ve kimliklerin, egzotik dünyaların, farklı coğrafyaların tadını çıkardılar. Büyük arabalar, boydan boya geçilen bir büyük kıta bu edebiyatın eksenini oluştururken benim aralarında en çok önemsediğim Ginsberg ve Ferlinghetti aynı zamanda büyük politik tepkiler gösteren, sonuna kadar politik tercihlerinde direnen insanlardı. Türk edebiyatına gelince iş biraz değişir. Biz yazınsal köklerimiz ve kültürümüz itibariyle sürrealizme o kadar yatkın değiliz. Bu nedenle Beat'lerin Türkiye'ye girişi geç olmuştur. Ben 1970'lerde onlardan ilk kez Salah Birsel'in Shenendoah Kuşları isimli makalesinde söz ettiğini hatırlıyorum. Sonra Ginsberg ve Ferlinghetti kırım kırtık çevrildi. Büyük çeviriler yapılamadı. Beat'lerin Türkiye'de tanınması Burroughs'un romanlarından yapılan filmlerden sonradır. Türkiye Beat kuşağını tanımaya başladı ama henüz keşfetmedi. Bunu bir an önce gerçekleştirmesinde büyük yarar olacağını söyleyeyim."
Sevin Okyay (Eleştirmen): Yasaklar oldukça etkileri sürer"BEAT Kuşağı'nın hiçbir zaman ölmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü kökü isyanda. Başta din olmak üzere kimi alanlarda fanatizmin yükselmesi, belki Beat Kuşağı'na rağbeti arttırmıştır diyorum. En azından, Çıplak Şölen'i bu sefer Algan Sezgintüredi gibi iyi bir çevrimenin kaleminden okuyacağız. Öte yandan, bu kuşak yeniden keşfedilmese bile, kimi insanları etkiledi ve etkilemeye devam ediyor. Popüler kültür çağında, o kültürün karşıtı olan Beat'çilerin de kendine taraftar bulacağından eminim. Bence, tutuculuk kaldıkça, yasaklar kaldıkça Beat Kuşağı'nın etkisi sürecek."

10 Şubat 2010 Çarşamba

ŞAKİR ÖZÜDOĞRU - Şiir



boş sırada kan lekesi

vurulduğum bir tatminsiz boşluk, lise öğrencisi,
kaçtı mı çorabı başkaldırı diyor o yüzden
saçlarını okşamayı seviyorum bağlandım sanışını
paketten çirkin elleriyle seçtiği sigarayla
iki nefes dumana büyük erdemler sığdırışını
korkuyorum bazen sokak upuzun bir tekinsizlik
sırayla harflerini öldüren bir seri katil var
orada değişik yöntemleriyle alfabenin
,yutması durmadan açılıp kapanan bir ağızla a’yı
batıdan ithal bir delişmen bakış saplaması e’nin kalbine
kendi keşfi mimiklerle acı çeke çeke can veren birkaç sessiz,
kilitliyorum kapıları sıkıca çekiyorum perdeleri
karartmada erken başlıyorum unutmaya, keşfederse ya
beni, sıkılmadan harfleri dirilten evinde;
boşluğum, aşığım, o, anlamanın neşesinde
sinirlerini biliyor keserek yolları tıpış tıpış sürükleniyor bana:
bulaşıkları yıkadım, tamam, sevişebiliriz
müziği sen seç, sarsın, sevişebiliriz
son şiirimi bitirdim sayılır, sevişebiliriz
iyi değilim aslında, tarih canımı sıktı, biraz bekle
topladım evi, beynimi, yıkandım mis gibi tamam sevişebiliriz;
aşk diyor dilimi ısırınca, bilse
gidince o en hüzünlü şarkılarda sağaltıyorum kanı;
bırakıp bir kafe sıkıntısında yaşama ihtimalini
koşuyor şuh ama iffet abidesi, bana
en sıkı ben öpüyorum
en sıcak ve soğuk ben okşuyorum
en talepsiz ben sarhoş oluyorum
en acıtmadan ben ısırıyorum boynunu
başka başka boşluklara açılıyoruz süt taştıkça
o devleşen boşluğu devrim sanıyor;
akşam bir bozulmadır ne olsa, durgunlaşmak
toparlayıp tortularını eşelemeye gidiyor, bir polis
kadına ben dökülenleri ezberletiyorum
bir seri katili çağırıyorum tarihten, iyi ki
seri katiller de şairler kadar
kaynakları sömürmekten korkmuyor!


7 mayıs ’06 / ev

9 Şubat 2010 Salı

CRADLE OF FİLTH - Nymphetamine

FANZİN MESELESİ



Zaman 1975 civarlarında seyrederken, henüz adını bile duymadığım fanzinle tanışmış, mahalle arkadaşlarımın ilgisini çekmek için onlara dergiler hazırlamaya başlamıştım; gözlük takıyor ve top oynayamıyordum; dışlanmamak için keşfettiğim bir yöntemdi bu. Elbette o dergileri fotokopiyle çoğaltmıyor, hazırladığım orijinali kapı girişlerindeki merdivenlere oturup beraber okuyorduk. Amaç, kopmamak, ayrışmamak, itilmemek, birlikte olabilmenin tadını çıkartmaktı. Doksanlı yıllarda adeta bir furyaya dönüşen fanzin üretiminde de aynı hassasiyet kendini gösterdi; bir fanzinle tanışan hemen edinip eve gidiyor ve ertesi gün kendi hazırladığı fanzini aynı raflara bırakıyordu. Sözü olan sözünü edimle dile getiriyor, sözünü görsele-yazıya dökmesinde rehberlik edene bir bakıma teşekkürlerini de sunuyordu. Fanzinlerle konuşanlar, fanzin aracılığıyla mücadeleye katılanlar kendi aralarında çekişmek yerine bu saflarda yerlerini alırlarken paylaşmanın, ortak başkaldırının ruhunu taşıyorlardı. Çünkü orada iktidar yoktu. Rant yoktu. Kimse birbirini biçimlendirmeye, yönlendirmeye kalkışmıyordu; fanzinin özgürlüğe çağrısında herkese yer vardı. Ne yazık, 2000'lerle birlikte can havliyle her alana el atan bir takım faşist sosyalistler şimdi de anarşizmin en doğal üretim ve ifade mecrası olan fanzinlere sızmaktalar. Sızmakla kalmayıp burada da bir disiplin geliştirme gayretindeler. Üzücü. Şüphesiz, herkes fanzin çıkartma, fanzinlerde görünme hakkına sahiptir; ancak, koşan ata nal çakmaya çalışan nalbanta bizim buralarda yalnızca gülerler.


küçük İskender